🔶 Dört yıl hesap verme mücadelesi; Zâhidan’ın açık yarası ve unutmaya karşı direniş

🔻 Umut Beren’den bir rapor

8 Mehr 1401, bir tarih ya da haber başlığı olmanın ötesinde; İran’ın kolektif hafızasında açık bir yara ve ülke çapında yükselişin en karanlık günlerinden biriydi. Zâhidan’daki cami/mabet alanında sonbahar öğleni, ibadetin huzuru, savaş mermilerinin protestoculara ve namaz kılanlara doğru açılmasıyla toprağa düşen kan ve can kayıplarına dönüştürüldü.

Zâhidan’ın “Kanlı Cuma” felaketinde; Birleşmiş Milletler Uluslararası Af Örgütü’nün ve “Hâl-o-Vaş” gibi yerel insan hakları kurumlarının belgelerine göre, aralarında en az 16 çocuğun da bulunduğu en az 104 Beluç vatandaşı hayatını kaybetti ve 300’den fazla kişi, sürekli bir iktidar umursamazlığı içinde, yaralı bedenleri ve uzuv kayıplarıyla başıboş bırakıldı. Bu suç, yalnızca Belucistan’daki hesap verme mücadelesinde geri dönülmez bir dönüm noktası olmakla kalmadı; aynı zamanda dünyanın insanlık vicdanını sarstı.

Şimdi, o acı öğlenden dört yıl geçti; kaybeden aileler için yakınlarının ardından gelen ağır boşlukla, yaralılar içinse sürekli güvenlik tehdidi gölgesinde geçen yıllar oldu.

Dünyagörüşü Farsi, bu insani acıyı daha derinlemesine anlamak ve hesap verme yolunun önündeki zorlukları incelemek için, o günü bizzat yaşayarak geride bırakamayan kişilerle görüşmeye gitti. Bu raporda, bir görgü tanığıyla; kurbanların bir aile üyesiyle, insan hakları aktivistleriyle ve gazetecilerle yapılan görüşmeler üzerinden, dökülen kanın etnik sınırları aştığı ve ülke çapında sarsılmaz bir dayanışma bağına dönüştüğü felaketin anlatısını okuyacaksınız.