Trump’ın Birleşmiş Milletler’deki konuşması; diplomasi ile yok olma tehdidi arasındaki çelişki 🖌Eşyar Cavidî, BBC, Washington

Donald Trump, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İran’ı iki seçenek arasında bıraktı: Washington’la bir anlaşmaya varmak ve ülkeyi yeniden inşa etmek ya da “İslam Cumhuriyeti’nin hızlı bir şekilde yok olması” ile karşı karşıya gelmek. Ardından, muhtemelen ABD’deki seçimlerin ardından bir anlaşmaya varılacağını öngördü.

Bu sözler, Trump’ın her zaman benimsediği “zorlayıcı diplomasi” yöntemini yansıtıyor: görüşme yolunu açık tutmak, aynı anda yıkıcı bir güç kullanma tehdidinde bulunmak.

Ancak kullandığı dil, siyasi düzenin yok edilmesine yönelik tehdit ile İran’ın bütünlüğüne yönelik tehdidin sınırını belirsizleştiriyordu. Birleşmiş Milletler kürsüsünden yapılan, “hayatta kalma şansı bırakmamak” ve “gelecek nesiller için umut olmaması” yönündeki atıf, acı bir ironi barındırıyor.

Birleşmiş Milletler, II. Dünya Savaşı sonrasında gelecek nesilleri savaşın yıkımından kurtarmak amacıyla kurulmuştu; buna karşın Trump, o örgütün en önemli kürsüsünde bir ülkenin geleceğe dair umutlarından mahrum bırakılmasından söz etti.

Yine de bu tehdit, diplomasinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Trump, konuşmasında fiilen olası müzakerelerin koşullarını belirledi: Washington hâlâ bir anlaşmaya hazır; ancak görüşmeler, varoluşsal bir tehdidin gölgesinde yürütülmeli.