İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin, ABD ile mutabakat muhtırasına göre koşullarıyla ne farkı var?

🖊Emid Mantazeri, BBC

İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için altı şartını yayımlaması, bu boğazın kısa vadede yeniden açılmasına ilişkin beklentileri daha da belirsizliğe sürüklüyor.

Muhammed Bakır Zülfekar Davlatî, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi sekreteri, bu konseyin gerek savaşta gerek müzakerede “asla geri adım atmayacağını” söyledi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, ABD ile imzalanan mutabakat metnine kıyasla daha açık bir dil kullandı.

Mutabakat metniyle hızlı bir karşılaştırmada İran, bu kez, mutabakat metninin metninde yer almayan bir konu olan “iki savaşın zararlarının eksiksiz ve hiçbir şey kesilmeden karşılanmasını” açık biçimde talep etti.

ABD’nin kabulü neredeyse imkânsız; çünkü bu ülkeyi “saldırgan” konumuna yerleştiriyor ve siyasi dille de “yenilgi” olarak yorumlanıyor. Bununla birlikte tazminat ödenmesi, savaşın başlatıcısı olarak başka hukuki sonuçların yanı sıra uluslararası alanda başka yasa dışı eylemler gibi sonuçlar da doğuruyor.

Bu sırada Donald Trump, İran’ın saldırılarının verdiği zararların İran’ın bloke edilmiş paralarından alındığını söylemişti. ABD’nin bu tutumu, fiilen İran’ın varlıklarının tamamının serbest bırakılmasına yönelik altıncı şartını da inkâr ediyor.

İran’ın ikinci şartı da, mutabakat metninin ilk maddesine benzemesine rağmen temel bir farkla. İki ülke arasındaki mutabakat metninde yalnızca İran ve Lübnan’da düşmanlığın kalıcı olarak sona erdirilmesinden söz ediliyordu. Bu kez ise İslam Cumhuriyeti, “Filistin, Yemen ve Irak”ta da savaşın kalıcı olarak sona ermesini istedi.

Görünüşe göre İran’ın altı şartı, müzakere konusu olmaktan ziyade bu ülkenin duruşu.

Bundan önce, İranlı yetkililer, Umman’la yapılan anlaşmanın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması anlamına gelmediğini açıklamıştı; ancak Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bu konuyu bir ölçüde, ABD’nin mutabakat metnine dönmesi ve ona aykırı işlem yapmama taahhüdünün de bu şartlara bağlanmasıyla ilişkilendirmişlerdi.

Şimdi ise Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin talepleri artırmış göründüğü anlaşılıyor. Bunun, hatta ABD’ye baskı yapmak ve müzakerelerde imtiyaz koparmak hedefiyle yapılsa bile, kendi içinde riskleri bulunuyor ve ABD’nin vereceği tepkinin ne olacağı da belli değil.