İran karşıtı İslam Cumhuriyeti rejimi, 1397 Mordad’ında (Ağustos 2018) kendi yurtseverlikten uzak/ihanet içerikli politikaları ve jeopolitik tavizleri doğrultusunda, dört diğer ülkeyle (Rusya, Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan Cumhuriyeti) “utanç verici” Hazar Denizi sözleşmesini gizlice ve kapalı kapılar ardında imzaladı. Bağımsız uzman ve analistlerin ortaya koyduğu açıklamalara göre, bu sömürgeci anlaşma temelinde İran’ın Hazar Denizi’nin tarihî müşterek mülkiyetindeki payı, bir felaket boyutundaki 13 yüzdeye—yerleşime/toprağa “dökülmeye”—düşmüştür.

Şimdi de bu gaspçı ve kukla hükümet, bu hain anlaşmayı kendi emrindeki/itaatkâr, temsili/şekilci meclisinde nihai onaya kavuşturmaya çalışıyor.

Bu bozuk rejimin varlığını sürdürmesi için İran’ın tarihî hakları, ulusal serveti ve Hazar Denizi’ndeki hayati çıkarları feda mı edilecek? Ülkenin toprak bütünlüğüyle ilgili en hayati meselelerden biri nasıl olur da karanlık odalarda, Kremlin efendilerinin emriyle kararlaştırılabilir; ama bu toprakların ve bu halkın asıl sahipleri olan İran halkı tamamen yabancı ve tamamen habersiz bırakılır?

Bu açık bir vatan satmadır; onlar bu ülkeyi, denizi ve gelecek nesillerin haklarını, suçlu bir tarikatın iktidarını korumak için böylece pazarlıyorlar.

Hazar Denizi’ndeki millî kaynaklar, deniz tabanındaki enerji rezervleri ve İran’ın egemenlik hakları, İran milletinin her bir üyesine ve yarının kuşaklarına aittir. Bu gaspçı rejim, İran halkından hiçbir meşruiyet almamıştır. Bu ülkenin toprakları ve suları hakkında kapalı kapılar ardında yapılacak her türlü devretme, imza ya da karar, bizim açımızdan hükümsüz, geçersiz ve bu ülkeyi uluslararası düzeyde açık bir hırsızlıktır; bu hükümetin devrilmesinden sonra da tarihin çöp yığınına gönderilecektir.