Güney İran’ın serveti merkeze gidiyor, yoksunluk ise orada kalıyor
Neyme Düstdar - İran’ın güneyi meselesi her şeyden önce, hükümetin vatandaşlarıyla ilişkisi meselesidir: Bu bölgelerdeki insanlar, kendi toprakları, kaynakları ve gelecekleri hakkında karar verme hakkına sahip, eşit vatandaşlar mıdır; yoksa kaynaklarını ve topraklarını merkeze bırakmalı, güvenlik ve kalkınmasının maliyetini de ödemesi gereken bir nüfus mudur? Güney İran’a yönelik son askeri saldırılar, bir kez daha, merkez güvenliği, enerji ve kalkınma giderlerinin on yıllardır yükünü taşıyan ancak buna karşılık servet ve güçten orantılı bir pay almayan bölgeleri doğrudan savaşın eşiğine getirdi. Huzistan, Bûşehr, Hürmüzgan ve Sistan-Beluçistan, İran’ın ekonomik ve jeopolitik yapısında hayati bir role sahiptir; ancak bu bölgelerin halkı hâlâ yoksulluk, işsizlik, susuzluk, zayıf altyapı, ayrımcılık ve siyasi baskıyla karşı karşıyadır. Savaş, bu tarihî eşitsizliğin daha görünür olmasına yol açtı. İran İslam Cumhuriyeti açısından güneydeki petrol ve doğalgaz tesisleri, limanlar, deniz yolları ve askeri üsler stratejik öneme sahiptir. Bununla birlikte, hükümetin hesaplarında güvenlik açısından hassas bir nokta olarak görülen şehirli sakinler; temiz su, istikrarlı elektrik, donanımlı hastaneler ve yeterli iş fırsatlarından mahrum bırakılmaktadır. Güç yapısı, İran’ın güneyini kaynakların ve sınırların ülkesi olarak görür; ancak bu bölgelerin halkı çoğu zaman, yalnızca toprak, rafineri, liman ya da bir boğazı savunmaları gerektiğinde görünür hâle gelir. Bu insanların suya, istihdama, eğitime, siyasi katılıma ve eşit yaşama hakkına ilişkin talepleri; defalarca ya görmezden gelinmiş ya da güvenlikçi bir yanıtla karşılanmıştır.


Yorumlar
En iyi yorumlar