Altı ay önce, böyle bir gecede, Tahran karanlığa gömüldü. Tüm İran karanlığa gömüldü. Ama en karanlık bile milyonlarca İranlıyı evlerinde tutamadı.
Dey’in 18’i ve 19’u yalnızca iki gecelik protesto değildi. İran’ın sessizliğinin kırıldığı gecelerdi. Milyonlar sokaklara döküldü, meydanları doldurdu ve evlerinin çatılarında durdu; ancak rejim onlara kurşunla karşılık verdi. Bu kırk sekiz saat içinde on binlerce yurttaşım hayatını kaybetti. O günden bu yana, on binlerce kişi daha gözaltına alındı, işkence gördü ya da ölüme mahkûm edildi.
Onlar kararlıydı ve cesaretle sokağa çıktılar. Ben onları her gün düşünüyorum. O iki gecede, onları bir daha asla görme fırsatını bulamayacağım yurttaşlarımı kaybettim. Benim için 40 bin sayısı asla bir istatistik değildir. Her duyduğumda, bir daha asla annesinin kollarına dönmeyecek bir çocuğu görüyorum. Ailesinin sofrasında yeri her zaman boş kalacak bir kızı görüyorum. Her birini kendi çocuğum, kardeşim ya da kız kardeşim gibi görüyorum ve her birinin adının ağırlığını tek tek omuzlarımda hissediyorum. Ama her hafta, hayatını kaybedenlerin aileleriyle görüştüğümde, bu yola devam etme iradem daha da güçleniyor. Çocukları boşuna can vermedi. Özgürlük için can verdiler ve bunu gururla yaptılar.
Bu kadınların ve erkeklerin fedakârlık tarihini kimse unutmayacak; ben de onların adının ve yolunun unutulmasına izin vermeyeceğim. Tıpkı işgal edilmiş Avrupa’da direnişçilerin istibdata karşı durduğu gibi ve tıpkı ABD’de özgürlük için savaşan devrimciler gibi, İran’ın çocukları da direndi. Fakat onların cesareti başka bir özelliğe sahipti. Ne bir orduları vardı, ne hava desteği, ne de hiçbir dayanakları… Yalnızca kalkıp uğruna çıktıkları bir ideal inancı vardı. Buna rağmen, durdular. Birleşik bir millet, kurşunlara karşı yan yana durmayı kararlaştırdı; korkuyla bir gün daha yaşamayı değil. Dey’in 18’i ve 19’ının erkekleri ve kadınları, İran tarihinde, zincirde ve diz çökmüş bir hayatı değil; özgürlük ve onurun özgür ölümlüğünü tercih eden ebedi bir nesil olarak kalacak.
Ben sadece şunu uluslararası topluma söylüyorum: Cenevre ya da İslamabad’daki müzakere odalarında belirlenenlerin, Tahran, Meşhed ve Kermanşah’ın sokaklarında yaşanan gerçeği unutulur hâle getirmesine izin vermeyin. Onlar özgürlük için can verdiler ve İran’ın özgürlüğüyle birlikte Hürmüz Boğazı açılacak, nükleer tehdit sona erecek ve gerçek barışa ulaşacağız.
Yurttaşlarıma, 18 ve 19 Dey’de sizlerin başlattığı şeyin geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu söyledim. Birlikte, ülkemizin dünyadaki layık olduğu yeri geri alacağız, ulusal onurumuzu yeniden inşa edeceğiz ve özgür bir İran kurarak kahramanlarımızın anısını diri tutacağız. Şimdi durmanın, yeniden güç toplamanın ve bir kez daha kendimizi zafere adamanın zamanıdır.
Hayatını kaybedenleri, onların başlattıkları yolu tamamlayarak anıyoruz. Özgür İran artık bir umut değil. Bir kesinlik.
Ve dünya şunu bilmelidir ki, benim cesur yurttaşlarım yalnızca kendi özgürlükleri için savaşmıyor; aynı zamanda dünyanın barışı ve istikrarı için de mücadele ediyorlar.


Comentarios
Comentarios destacados